iPhone Factory | iPhone Hakkinda Hersey

Pazar, Ocak 22, 2006

REMBRANDT VAN RIJN (1606 - 1669)



Doğumu ve Resim Eğitimi ( 1606 - 1626)

Felemenklerin Altın Çağının en önemli ressamı sayılan Rembrandt Van Rijn 15 Temmuz 1606'da Leiden'de dünyaya gelir. Çalışan sınıfa mensup, hali vakdi yerinde olan değirmenci Harmen ve Cornelia'nın 8. çocuğudur. Rembrandt doğduğunda 17 yıldır evli olan çift artık genç değildir ve Rembrandt anne babasını hep Kitabı Mukaddes'e özgü çökmüşlük hali içinde görmüş ve resimlerinde böyle betimlemiştir.

Tanrıbilim, klasik edebiyat ve tarihe ağırlık veren bir ortaöğrenim görür. Bir süre Leiden Üniversitesine devam edersede oradan ayrılarak Jacop Isaacsz van Swanenburg'dan ( 1571-16389) ders alır. Genç Rembrandt resim eğitiminin başlarında Felemenklerin o dönemde en önemli sanat okulu sayılan Lucas van Leyden'in ( 1494-1533) kurduğu Leiden Okulunun ayrıntıları yeniden yaratan ve geleneksel dini temalardan esinlenen 'incelikli resim' üslubunun etkisi altındadır.

1620'lerde Avrupa, Roma'dan gelen Michelangelo Merisi Caravaggio'nun (1572-1610) devrimci resmi ve Barok üslubunun hızlı ve etkili gelişimi ile bir renk ve hareket cümbüşü içine girer. Bu dönemde Rembrandt'ın resim eğitimi üç ana etki arasında devam eder;
  • Saray koleksiyonları için yapılmış büyük boyutlu, Flaman ressam Pieter Paul Rubens'in ( 1577-1640) başı çektiği çektiği İtalyan akımı ve Anvers Okulu'nun etkisindeki büyük tarihsel resimler
  • Sıradan evlerin duvarlarına göre yapılmış küçük boyutlu, incelikle yapılmış Felemenk'lere özgü eğilim
  • Kalvenci din anlayışı ile Kitabı Mukaddes üzerindeki kişisel yorumları teşvik eden yoğun bir Yahudi varlığının etkisi

Rembrandt resim eğitimi için Amsterdam'a geçer. 1623'de Jan Pynas'ın ( 1583/4-1631) atölyesinde çalışır. Ardından 1624'te Pieter Lastman'ın (1583-1633) atölyesinde kaldığı altı aylık süre sonunda resim eğitimi sonlandırır. Lastman, Roma etkisi altındaki oturmuş ve yüksek kaliteli resmi ile Rembrandt üzerinde kalıcı izler yaratır. Rembrandt Lastman'ın dinsel ve mitolojik sahneler üreten çok ciddi ve gösterişli üsluptaki resimlerinin detaylarına inerek çalışır, konularını ve kompozisyonlarını sabırla kopyalar. Çizim tekniğinde olabildiğince geniş sahneler yaratmada Lastman sayesinde ustalık kazanır.

Resim Kariyerinin Başlangıç Yılları ( 1627-1632)

Lastman'nın yanından ayrılarak 19 yaşında Leiden'e dönen Rembrandt ile kendisi gibi acemi ve Lastman'dan bir süre ders alan Jan Lievens ( 1607-1674) ortak bir atölye kurarlar. Üslupları, seçtikleri konular ile birbirlerine çok yakın çalışan bu iki ressam, aynı modelleri kullanır, birbirlerinin portrelerini yaparlar. Her iki ressam da Leiden'in 'incelikli resim' geleneğini yansıtan resimlerine İtalyan öğelerini de katmışlardır.

Şubat 1628'de Rembrandt 15 yaşındaki Gerrit Dou'yu ( 1613-1675) ilk öğrencisi olarak kabul eder. Öğrencilerin ödedikleri ücretler gözönüne alındığında bu durum bir itibar göstergesidir. Dou, Rembrandt 1632'de Amsterdam'a geçene kadar onunla kalır. Dou ilerleyen yıllarda Leiden "inceci ressamlar"ının öncüsü olacaktır. Bu dönemde Rembrandt'ın Leiden'den yürüyerek Amsterdam'a ( 40 km) götürdüğü bir tablosu 100 guldenden fazla paraya alıcı bulur.

Rembrandt ile ortağı Lieven'in kariyerlerindeki dönüm noktası 1628'de Constantijn Huygens'in atölyelerine gerçekleştirdiği ziyarettir. Huygens Oranje Prensi Fredirck Hendrik'in danışmanı ve Felemenk'in en etkili ve kültürlü simalarından biridir. Huygens Lievens'i açık fikirli ve yaratıcı, Rembrandt'ı ise daha üstün ve özel bir yeteneğe sahip olarak tanımlar. Bu ziyaretten sonra birkaç yıl boyunca iki ressamın hamisi gibi davranan Huygens Lievens'in İngiltere'ye taşınmasına, Rembrandt'ın saraydan siparişler almasına ve yapıtlarının uluslararası koleksiyonculara tanıtılmasına yardımcı olur.

Altın Yıllar ( 1632-1642 )

1630'da babasını kaybeden Rembrandt, 1631'de resim piyasası ile çok iyi bağlantıları olan Amsterdam'lı resim komisyoncusu Hendrick van Uylenburch ile tanışır. Uylenburch ona karlı bir işbirliği teklifi yapar ve Rembrandt 1632'de Amsterdam'a taşınır.

O sırada gelişen bir ticaret limanı olarak Amsterdam dünyanın dört tarafından gelen ve Avrupa'nın başka hiçbir yerinde bulunmayacak bolluk ve çeşitli malları satan gemiler, dükkanlar ve pazarlar ile doludur.

Rembrandt bir süre yanlızca portre resimine ağırlık verir. Karakterin betimlenmesinin ve psikolojik durumların yansıtılmasının getirdiği sorunları, ışık-gölge karşıtlığına (chiaroscuro) dayanan bir biçimsel anlayış içinde çözümleme olasılıklarını aratıştırır. Biçimlerin vurgulamak istediği bölümlerini tek kaynaktan gelen bir ışıkla aydınlatarak ( chiaro) belirgin kılar, konu ve biçim bakımından gereksiz gördüğü bölümleri ise belli belirsiz, karanlıkta ( oscuro ) bırakmıştır. Küçük boyutlu resimlerinde olgunlaştırdığı bu anlayışlı ilerleyen tarihlerde büyük boyutlu kompozisyonlarında da uygulamıştır. Aşağıdaki grup portresi, benim de en sevdiğim resimlerinden, gündelik hayatta yakın arkadaşı da olan Dr. Pulp'u arkadaşları ile resmettği "Dr Pulp'un Anatomi Dersi-1632" kullandığı tekniğin yansıdığı döneme özgü güzel örneklerden.

Bu resimde alışılageldiği gibi Dr. Pulp ve arkadaşlarını tek sıra halinde, simetrik bir düzen içinde resmetmek yerine, simetrik olmayan üçgen bir kuruluş şemasını yeğleyerek gelenekten ayrılır. Resim sadece bir grup portresi olmanın ötesinde sadece ağır ceza işleyenlerin vücutlarının kesilebileceğine inanılan Ortaçağ'da yapılan ve günahkarların ölüm sonrasında cezalandılışını konu alan 'momento mori' türünün de bir örneğidir. Resim ayrıca bilimin bilgisizlik ve kör inanç karşısındaki zaferini de temsil etmektedir.

Rembrandt 22 Temmuz 1634'de ortağı ve aracısı van Uylenburch'un evinde tanıştığı, ölen Leuwarden şehrinin belediye başkanının zengin, kültürlü, gösterişli ve oldukça utangaç kızı Saskia ile evlenir. Hayal gücü, eğlence ve tensel doyum üzerine kurulu olan bu karşılıklı sevgi, değirmencinin oğlu olan Rembrandt için ayrıca toplumsal statüsünde yükselme anlamına geliyordu. Rembrandt berabelikleri boyunca Saskia'yı birçok kez duvaline yansıtmıştır. Yine benim en sevdiğim resimlerinden " Saskia ve Kendi Portresi - 1635 "

Çiftin büyük mutluluk ile başlayan evliliği Rembrandt'ın savruk, gösterişe düşkün ve müsrif yaşamı, ilk üç çocuklarının iki aydan fazla yaşamayarak ölümleri ve Rembrandt'ın kadınlara düşkünlüğü nedeniyle ilerleyen zamanlarda gölgelenecektir.

29 yaşında Rembrandt yaptığı evlilik sonrasında hem toplumsal statü, hem de bir ressam ve gravürcü olarak saygın meslek sahipleri ve yüksek sosyetenin üyeleri kadar zengin bir adam haline gelir. 1635 yılında Amstel kıyısında şık bir eve taşınır, büyük bir depo kiralayarak burayı atölyeye çevirir ve öğrenci kabul etmeye başlar. Constantijin Huygens ile olan yakınlığı sayesinde Lahey saray çevresi ve sosyeteden yoğun siparişler alır. Rembrandt'ın hayatındaki belki en akıllıca davranışı herhangi bir dini inanışa karşı özel bir sempati sergilememesidir. Bu sayede kozmopolit bir yapıya sahip olan Amsterdam'da Katolikler, Mennonitler ( Hıristiyanlıkta aşırı pasivist bir mezhep ) , Yahudiler, Kalvenciler ( Katolikliğe karşı olan ve Protestanlığı başlatan iki reformist Martin Luther ve John Calvin'den Calvin'in görüşlerini takip edenler ) luşturulan Protestanlığın bir kolu ), Baptistler ( Protestanların aşırı tutucu kolu ) gibi farklı cemaatler için çalışabilmiştir.

Yeni ve değişik herşeye karşı özel ilgi, bitmek tükenmek bilmez merak ve resmettiği herşeye sahip olma arzusu yaptığı bütün resimlerde görülen özellikleridir. Bu bakımından Amsterdam şehrinin renkliliği ve çeşitliliği ressamın resimlerinde bir duygu ve görüntü sağnağı haline dönüşür. 17. yüzyıl Felemenk yaşantısının iki yüzü vardır. Bir tarafta toplumsal hiyararşiye saygılı, uygun davranışlara özen gösteren, ağırbaşlı, kontrollü aile yaşamı, diğer tarafta hergün yabancı limanlardan birbir çeşidin sel gibi aktığı bolluk ortamı. Avrupa Otuz Yıl Savaşları ( 1614- 1648 - Protestanlar ile katolikler arasındaki çekişmenin neden olduğu genel bir Avrupa savaşı. Savaş esas olarak Almanya'da yer aldı ) ile sarsılırken Felemenk Avrupa'nın refah içindeki mutluluk adası gibidir. Ancak 163o'lu yıllarda Amsterdam'ın bu ortamında en tanındık simalarından biri haline gelen Rembrandt'ın yeni ve değişik her türlü şeye ve ayrıca antikaya olan merakı maddi anlamda çok da uzun olmayan bir süre sonra çöküşüne neden olacaktır.

Gravürleri : Rembrandt dünya üzerine gelmiş geçmiş en iyi gravürcülerden biridir. Konularının çeşitliği, tekniği ve anlatımdaki ustalığı ile bu alanda nefis ürünler vermiştir. Küçük tür desenlerini, her biri ufak ayrıntılar içeren büyük ve ayrıntılı kompozisyonlar izlemiştir. Resme farklı işlevler yükleyen bu metal baskı çalışmalarını figüratif çalışmanın zorlu bir alanı olarak görmüştür. Siyah-beyaz, ışık-gölge karşıtlıklarından kaynaklanan olanakları, baskı mürekkebinin kendine özgü siyahlığını bu türde yenilik sayılacak etkiler yaratmak için sıradışı bir şekilde kullanabilmiştir. Rembrandt'ın klişeleri hazırlamadaki ustalığı, işlem için gerekli kimyasal çözeltiler üzerindeki mükemmel hakimiyeti ve önemli sayıdaki kopyayı aynı anda üteretebilmek için yeterli bilgisi, ona zanaatını öğretirken de gravürlerden yararlanmaya itmiştir. Rembrandt kazancının büyük bir bölümünü de bu gravürlerden elde etmiştir. Aşağıdaki 1639 yılına ait kendi gravüründen bu konudaki ustalığını rahatça görebiliyoruz.

2006 yılında Rembrandt'ın 400. doğum yıldönümü nedeniyle 70-80 eserden oluşan Gravür Sergisi bütün Avrupa'yı -Türkiye hariç- dolaşacak; şu an dolaşıyor. Ben çok şanslıyım ki bir Rembrandt hayranı olarak Barselona'da bu sergiye denk geldim. Amsterdam'a da gitmemin ana nedeni Rembrandt'ın en önemli orijinallari ile karşılaşmak, yaşadığı ortamı hissedebilmekti. İlginç olan onca turist dururken bir adam benimle Rembrandt üzerine uzun bir anket yaptı ve bir Türk olarak Rembrandt hakkında bilgime şaşırdı. Ülkemi iyi temsil ettiğimi düşünüyorum. :-) En son isim kaydederken Türkiye Avrupa içindeki ismi yazılan ülkeler arasında yer almıyordu. Son iki şık vardı : Avrupa içinde diğer bir ülke , Avrupa dışında bir ülke. Adam bana baktı ve "Avrupa içinde bir başka ülkeyi" işaretledi. Ben de hafifçe güldüm, adamın yanından ayrıldım...

Rembrandt'ın resimleri için "dış etkilerden uzak, doğaçlamadır" yakıştırmalarını yapamayız, tam tersi onun eserlerinde rönesans ve barok sanatını takip ettğini rahatça görebiliriz. Ancak İtalya etkisindeki birçok mesledaşının yaptığını kendisi uygulamaz; Roma'ya seyahat etmeyerek, Amsterdam resim ortamında Roma'dan gelen gravür, resim ve taklitleri yakından gözlemlemeyi tercih eder.

Rembrandt zamanının ve enerjisinin önemli bir bölümü atölyesinde ve yetiştirdiği öğrencileri ile geçmiştir. Hepsi birbirinden yetenekli öğrencilerine büyük emek sarfetmesinin yanında, onlara verdiği kendisi ile çalışabilme imkanına karşılık onlardan yüklü paralarda kazanır. Eski bir depodan dönme atölyesinde öğrencilerine birbirlerinden bağımsız bölmeler hazırlar, onların kendisine ait olan özel teatral kostüm ve aksesuvarları kullanmalarına izin verir, canlı kompozisyonları çalışmak için ise hepsini bir araya getirir.

Rembrandt'ın bir önemli tutkusu ise tiyatrodur. Amsterdam'ın canlı ortamında dikkate değer eserler ortaya çıkmakta, Kalvecilerin sahne sanatlarına aşırı kuşkulu yaklaşımlarına rağmen, birçok sabit veya gezici tiyatro toplulukları festivaller veya pazar yerlerinde sahne alabilmektedir. Oyuncuların pozları, ifadeleri, kostümleri Rembrandt'a resimlerinde büyük ilham kaynağı olur.

Rembrandt 1632-1639 arası Amsterdam içinde birçok ev değiştirir ve sonunda kendisine yüklüce bir meblağa mal olan ve şu anda da Amsterdam'da müzeye çevrilen evini 13000 guldene taksitle satın alır. Evini alırken, döşerken ve içinde yaşarken yaptığı büyük masraflar Rembrandt'ı iflasın eşiğine taşıyacaktır.

17. yüzyılda Felemenk'in gerek yönetsel, gerekse ekonomik başarılı gelişim süreci ulusal ve kentsel dayanışma bilinci uyandırır. Bu bilinç, üyelerinin birbirini koruduğu ve yardımlaştığı tüccar ve zanaatkar loncaları kurulumu sonucunu getirir. Gerçek bir aristokrasiye sahip olmayan Felemenk toplumunda yüksek çevreler kendilerini bu yüksek örgütlenmeler yolu ile kabul ettirmişlerdir. Böyle bir örgütün başkanlığını yapmak büyük prestij kaynağı idi ve örgüt merkezlerinde sergilemek üzere pek çok sanatsal işler ve grup portreleri yatırılırdı. Rembrandt'ın da pek çok önemli eseri bu tip loncalar, belediye meclisleri ve diğer kentsel örgütlenmelere ait grup portrelerdir. ( Yukarıdaki "Dr. Pulp'ın Anatomi Dersi" de bu grup portrelerinin dikkate değer örneklerindendir.)

Gece Nöbeti : Rembrandt'ın başyapıtı sayılan 1642'de tamamladığı "Gece Nöbeti" de sözkonusu grup portrelerinin en güzel örneğidir. Üslup bakımından portrelerindeki erişilmez canlılık, ayrıntılarla zenginleştirdiği kompozisyonlar ve Rönesans Venedik resmini anımsatan renk derinliği ile tam bir sentezdir. Rembrandt'ın en büyük ölçekli resmi olan Gece Nöbeti'de Yüzbaşı Banning Cocq'un milis kuvveti resmedilmiştir. Bilindiğinin aksine resim bir gündüz sahnesi olarak betimlenmiştir. Birliğin merkezi için yapılan portrenin ücreti, resimde yer alanların 16'sı tarafından konumlarına göre değişen miktarlarda ödenmiştir. Resimdeki küçük kızın varlığı tartışmalara neden olmuştur. Öndeki Cocq'un geçit törenine hazırlanışı alışılagelen durgun portrecilik geleneğinin aksine, hareketli bir sahne olarak resmedilmiştir.



Yıldızın Sönüşü ( 1642-1657 )

Rembrandt'ın parlayan yıldızı birbiri ardına yaşadığı ve hiçbir zaman telafi edemeyeceği kayıpları nedeniyle hızla söner. Anne, babası, Saskia'nın kız kardeşi, doğduktan kısa bir süre sonra kaybettiği üç çocuğunun ardından Rembrandt hayatının en büyük kayıbını yaşar: Eylül 1641'de vaftiz edilen oğulları Titus'u dünyaya getirdikten sonra vereme yakalanan Saskia, doğumdan kaynaklanan fiziksel güçsüzlüğünün de eklenmesiyle bir daha toparlanamaz ve 14 Haziran 1642'de henüz 30 yaşında iken ölür.

Saskia'nın ölümünün yarattığı üzüntünün ötesinde Rembrandt dokuz aylık oğlu Titus ile başbaşa kalır. Bir süre sonra Rembrandt evi çekip çevirmesi ve Titus'a bakması için bir çiftçinin dul eşi Geertje Direx'i işe alır. Geertje cahil ancak sağduyulu, sağlıklı haliyle Saskia'nın tam tersidir ve çok geçmeden Rembrandt'ın metresi olur. Amsterdam'ın tutucu Kalvenci toplum anlayışı içinde tam bir skandal olarak nitelendirilen durum Rembrandt'ın dindar topluluklarla ilişkilerinin kopmasına neden olur. Aşırı pahalı ve gereksiz şeyler satın alır, dönemin ev hidjeni kurallarına çok aykırı hayvanları evinde beslemeye başlar. Bu tutumları nedeniyle kendi ülkesindeki ünü lekelense de, yabancı müşteriler çalışmalarına ilgi göstermeye devam eder.

Saskia vasiyetinde servetinin yarısını oğlu Titus'a, diğer yarısını ise başka bir kadınla evlenmemesi şartı ile Rembrandt'a bırakmıştır. Kural dışı müsrif hayat tarzı ve müşterilerinin değişen zevkleri Rembrandt'ın zor zamanlar yaşamaya başlamasına neden olur. Kısa süre içinde dostları ve öğrencileri de onu terk eder. 24 ocak 1648'de Geertje yazdığı kendi vasiyetnamesinde bütün mal varlığını Titus'a bırakır. Ancak tam bu esnada Rembrandt'ın Hendrickije Stoffels ile olan ilişkisi ortaya çıkar. Bu olay üzerine Geertje Rembrandt'ı "kendisini evlilik vaadiyle kandırdığı" gerekçesiyle mahkemeye verir. Rembrandt yılda 200 gulden geçimlik ödemesi koşulu ile 'suçsuz' bulunur. Ardından Rembrandt Geertje'yi Saskia'nın mücevherlerine el koymak ile suçu ile mahkemeye verir. Uzun süren dava 23 Ekim 1649'da sonuçlanır ve Geertje kadın ıslahevine konur, fakat Rembrandt yılda 200 guldeni ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Hayatım boyunca beni en çok etkileyen resim, 19 yaşımda Rembrandt'a olan hayranlığımın başlangıcı, aşağıdaki 1654 tarihli "Banyo Yapan Kız" da Rembrandt'ın modeli Hendrickije Stoffels'dir.


İngiltere ile girişilen savaşın getirdiği ekonomik durgunluk alacaklılarının rembrandt üzerindeki baskılarının artmasına nedeno lur. 1639'da satış bedelinin dörtte birini ödeyerek aldığı evinin son ödemesini etrafında kalan son birkaç yakın dostundan toparlar. Faizleri ile toplam borcu 9000 guldene yakındır. 1654'de Hendrickije rembrandt'dan Cornelia adını vereceği bir kız çocuk doğurur. Müşterilerin bazılarının resimlerini beğenmeyerek almamaları ve paralarını geri istemeleri ressamı maddi krize sokar. Rembrandt evinin mülkiyetini Titus'un üzerine geçirmeye çalışır ama başaramaz. Temmuz 1656'da mal varlığının resmi dökümü çıkartılır ve Eylül 1656'da bütün malvarlığı 600 gulden gibi komik bir rakama satılır. Şubat 1658'de evi de açık arttırmaya çıkartılır ve 11218 guldene satılır. Bu satış acılı ve kasvetli bir dönemin sonu olur. Hendrickije zor günleri umulmadık bir metanet ile karşılar.

Sona Doğru ( 1658 - 1669 )

Rembrandt'ın meslek birlikleri ile olan ilişkileri kısmen düzelir ve yeni siparişler almaya başlar. Bu süreçte kendisindeki Saskia anısını yaşatan, taparcasına sevdiği sarışın, zarif ve zeki oğlu Titus'u her fırsat bulduğunda tuvaline çeşitli portrelerini yaparak aktarır. Titus'da babasının bu yoğun sevgisine karşılık vermiş, babasının maddi olarak zor zamanlarında ürettiği çözümlerle hep yanında olmuş, Rembrandt'ın Saskia'dan sonraki en büyük ilham kaynağı haline gelmiştir.

Rembrandt, 1663'de vasiyetinde kendisini onun" karısı" olarak adlandıran son hayat arkadaşı Hendrickije Stoffels'i kaybeder. Bu dönemde ressam alacaklıları ve ödemesi gereken vergilerle başa çıkabilmek için çeşitli yollara başvurmuş ancak hiçbir çabası sonunda Saskia'nın da mezarını satmaktan onu kurtaramamıştır. Bu arada uslubuda giderek Tiziano'ya yaklaşmaktadır. Sanki bitmemiş, adeta taslak halindeki resimler aslında tümüyle tamamlanan, sadece üzerlerinden geçilmemiş, rötüşlenmemiş, boyanın kalın fırça darbeleri ile kullanıldığı eserlerdir.

Rembrandt'ın ekonomik açıdan en kötü, Amsterdam'ın da ahlaki nedenlerle tümüyle sırtını döndüğü günlernde bile kendisine sözleşmeyle bağlı olarak çalışan istekli öğrencileri, "çırakları" her an etrafında olur. Diğer ressamlara kıyasla çok daha fazla genci yetiştirmiş olsa da öğrencilerinin pek azı kendi tarzını yaratarak ün kazanabilmiştir. Çoğunluk öğrencisi tıpatıp Rembrandt'ın çizgisinden devam edmiş, hatta onun resimlerinin kopyalarını veya sahte imzalı versiyonlarını yaparak satmışlardır. Bugün dünyanın önde gelen müzelerinden oluşturulan uzmanlar ekibi Rembrandt Araştırma Projesi çerçevesinde onun gerçek resimlerini seçme ve ayırma çalışmalarını yürütmektedir.

Titus ergenlik çağına geldiğinde annesinden kalan mirası almaya hak kazanır. 10 şubat 1668'de ise annesi Saskia'nın kız kardeşinin yeğeni Magdelena van Loo ile evlenir ve genç bir baba adayı olur. Ancak Eylül 1668'de Titus ani bir şekilde ölür . Rembrandt yıkılır. Rosengracht'daki evde birkaç parça eşya ve Hendrickije'den olan 15 yaşındaki kızı Cornelia ile tek başına kalır. Yorgundur, zor geçinmektedir. 1699 yılının 22 Martında Tituz'un kızı titia dünyaya gelir. Ne yazık ki şanssız küçük kız babasından kısa süre sonra da annesini kaybedecektir.

Rembrandt kederler içindeki hayatının son aylarında kendisini resme vermiş, son eserlerinde kendi imgesini tuvaline yansıtmıştır. Rembrandt'ın 1699'daki ölümü Felemenk "Altın Çağıénın sonunun habercisidir adeta. Bu tarihten sonra Felemenk hayat tarzı ve resminde büyük değişiklikler olacak, Fransız etkisi her alanda kendisini gösterecektir. Kısa süre içinde Felemenk dünyasına özgü canlılık yitirilecektir.

Rembrandt hayatı boyunca 600'ü aşkın yağlıboya, 300 metal gravür baskı ve 2000'e yakın desen olmak üzere çok sayıda eser vermiştir. onun biçim anlayışının temel dayanağı ışıktır. Işık onun gelişme dönemi resimlerinde biçimsel öğeleri düzenleyen, aşırı dramatik etkiler yapan, özellikle dinsel konulu yapıtlarında simgesel niteliğe sahip olan bir araçtır. Olgunluk dönemi eserlerinde ise, figürlerin kendi renklerinden bağımsız ve herşeyi çevreleyen gizemli bir titreşim içerisinde olduğu görülür. Bu ışık çoğunlukla resmin içindeki bir kaynaktan gelir ve konuya göre nitelik değiştirir. Ama genelde içsel gerilimlerle, dış görüşün arasındaki çelişkiyi önplana çıkaracak özellikliktedir.

Rembrandt'ın dinsel ve tarihselkonulu resimlerinin dışında çıplak kadın figürlerinde insancıl tutumunun en içten anlatımları ile karşılaşırız. Onun çıplaklığı İtalyan geleneğinin klasik ölçülerinden yoksundur. Batı sanatındaki "nü" türünden ayrılabilecek resimlerde, çıplaklığı raslantısal olanla birleştirebilen kadın figürleri sergilenmiştir. Genelleştirilmedikleri ya da idealleştirilmedikleri için her biri kendi vücut özelliklerini taşır.

7 Comments:

Blogger Jorge Gajardo Rojas said...

Your blos is very nice,I can not undestand your idiom but I can see a goood painter.Do you konw Paul Klle a german artist form 1930 decade.In my blog I have some works of him.

10:37 PM  
Blogger İpek Aral said...

Bu kayıt, bir blog yöneticisi tarafından kaldırılmış.

9:44 AM  
Blogger İpek Aral said...

Sure I know expressionist Paul Klee and his great paintings.

Thanks for your comments about my blog. It's in Turkish. 17. century is my favorite period in painting history and of course Rembrandt is my shining star from that era. I also adore Carravagio, Rubens, Vermeer, Hals, Van Dyck, Velazquez, El Greko,... I'm thinking of writing about them all because while writing you learn lots of things about history, art, politics, economy, religions ...etc.

10:20 AM  
Blogger Igor3555 said...

Hi Turkey!

4:00 PM  
Blogger bestusedcarrs said...

Your site is on top of my favourites - Great work I like it.
»

8:40 PM  
Blogger david said...

I don't understand your languaje, but, your piano music taste is lovely.
I am pianist and what you offer is mmmmm!! bravo.

I feel happy.


David

5:16 PM  
Blogger İpek Aral said...

Thanks David, you make(!) me feel very happy too. :)A single clever and naive touch on the heart is enough to make one happy infinitely .

I don't play any instruments but I'm a quite good listener. I believe music and fine arts are two main unique languages without any kind of border. Meanwhile my native language is Turkish.

4:24 PM  

Yorum Gönder

<< Home

<